Hayata baktığımız birer penceredir gözlerimiz. Çoğu zaman, duymadan önce görürüz dokunmadan önce gözlemleriz. Görebildiğimiz kadardır hemen hemen tüm inandıklarımız.Ancak bakmak ile görmek arasındaki farkı anlamayız çoğu zaman. Görmeden bakarak yaşarız hayatı. Arkadaşımıza baktığımızda aklımızdaki problemler vardır gözümüzde. Onun dün akşam kaybettiği bir yakınının mutsuzluğu değildir gördüklerimiz.

Seni yemeğe davet eden kişinin samimiyetini görmez gözler, kendi kataloğundaki mazeretlere bakıyordur o anda.

En yakının dostunun gülümsemesini yakalayamaz bakışlarımız. Pazarda elma alırken, esnafın gözlerindeki keder değildir gördüğümüz. Şems-Tebrizi ne güzel sormuştur öyle. “Yüzüme baktığın zaman görebilecek misin beni?”

Çoğu zaman bir geometri sorusu gibidir karşılaştığımız problemler. Çözüm şeklin içindedir ama göremeyiz işte bir türlü. Büyük resmi yakalayamayız.

Okuduğum kişisel gelişim kitapların hepsinde hedef ve hayat amacı belirlemenin öneminden bahsediliyor. Ancak çevreni görmeden koşacağın bir hedefe ulaşman anlamsız bence. Mutluluğu sadece başardığında değil o zamana geçen süreçte de hissetmen gerekir.

10 kişi bakar 3 kişi görür genelde, siz ne olursa olsun görenlerden olun.

abe